Sıcak bir haziran ayının herhangi bir Perşembe günü sabahı olsun.. ince ince yağmur atıştırsın..Tarihi bir binanın köşesindeki, bir sokak tabelasının altında buluşalım. Önce gözlerimiz sarılsın, sonra kollarım dolansın boynuna uzun uzun sarılalım, belimden tutup kaldır,döndür. Mutluluk fışkıran gözlerle bakalım birbirimize, yağmurdan ıslanmış saçlarını ellerimle geriye doğru atayım, sende yüzüme yapışan saçlarımı kenara alıp burnumdan öp. Ellerimizi kenetleyip uçarcasına yürüyelim sakin , yeşil bir suyun kenarına..
Sırtsırta oturup çimlerde, suyun verdiği huzur ve yanında olmanın heyecanı bir arada kanımı hızlandırıp yüreğimi ısıtsın.
Sen yan dönüp saçlarımı kokla sırtımdan sarılıp önceki görüşmemişden beri neler yaptığımı sor. Tek tek anlattır en ince ayrıntılarıyla. Cebinden hafif solmuş , sapı minnacık kalmış bir beyaz karanfil çıkart, benim için biyerden yürüttüğünü anlat..Yüzümün, ellerimin her hareketini incele, gözlerinde sadece kendimi göreyim. Heyecanla yapmak istediklerini, planlarını, hayallerini anlat bana. En çok gitmek, görmek istediğin yerlerden bahset. En sevdiğin yemekleri, anneni, babanı doğduğun yeri, evi anlat..
Çantamdan çıkan küçük bisküvilerle ufak pikniğimizi yapalım. Akşam güneşini elele izledikten sonra kalkıp ufak adımlarla bizim sokağa kadar akşamki planlarımı anlatarak yürüyelim. Evin önüne geldiğimizde yüzümü ellerinin arasına alıp alnımdan öp. Ben eve girene kadar ardımdan bak. Huzur ve senden ayrılmanın ince sızıyla eve girerken özledim bile seni…